yaşanmış dehşet verici hikayeler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yaşanmış dehşet verici hikayeler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Ekim 2009 Pazar

painful truths from augustus hill - 1



and love? well, if sex is sweet and death is bitter, love is both. love will always and forever break your heart.

11 Eylül 2009 Cuma

oh woman!!


28 Ağustos 2009 Cuma

bana yalan söylediler - 2

bahsettiğim kısa filmin devam niteliğindeki devamı. -bu cümle literatüre geçsin istiyorum-


27 Ağustos 2009 Perşembe

bana yalan söylediler - 1

'ıssız adam' ve muadili filmlere bambaşka bir tarzda yorum getirmiş iki kısa filmli -şimdilik!- bir seri. ikinci film de yolda




bu özünde sert bir yazıdır: ucundan accık

sünnet, dünya üzerinde erkeğe yapılmış en büyük kötülüktür ve minarenin kılıfı da hazırdır. bilinenin aksine islam ile başlayan bir olay değildir. mö 6000'li yıllardan beri var olduğu hatta mısır'da bazı mumyaların sünnetli olduğu da bilinmektedir.

sünnetin bir islam geleneği olmasının nedeni birçok hastalık riskini azaltması değildir. en azından öncelikli sebep değildir. islam başta olmak üzere tüm ilahi dinler dünyevi zevklerden uzak durmayı, nefse hakim olmayı öğütler. cinsellik belki de dünyevi zevklerin en zevklilerinden birisidir. erkekler sevişirken fiziksel hazzı penis uçlarından alır ve penis ucunu bir deri parçası korur. sünnet dediğimiz olay bu çok çok hassas bölgeyi koruyan o deri parçasının kesilip, o hassas bölgenin açıkta kalmasına neden olan bir operasyondur. sünnetten sonra o hassas penis başı bütün gün bir kumaşa deyip zamanla o hassasiyetini yitirir ve seksten alınan fiziksel zevk büyük oranda azalır. bu azalma asla belli bir noktada durmaz ve zamanla o hassasiyet yok olur. dolayısıyla ilahi dinlerin istediği olur ve dünyevi zevklerden en az ölçüde faydalanılır. bunun dışında doğar doğmaz ya da bebeklik dönemi içinde sünnet olan çocukların damar, doku, kas yapıları tam olarak oluşmadığından bu dönemdeki sünnet operasyonlarında yapılan müdahalelerin -dikiş veya derinin kesilmesi gibi- bebeğin cinsel organı üzerinde, yanlış dikiş ya da fazla kesimden dolayı eğrilik ya da dikiş sırasında kılcal damaralrdan birinin tıkanması sonucu ileride ereksiyon olamama gibi geri dönülmez tahribatlar yaratabilir. çoğumuzun sünnet olduğu 6-11 yaş aralığında olan sünnetlerde yine az önce belirttiğim sorunların oluşmasının yanı sıra sünnetten sonra derinin esneklik özelliğini kaybetmesinden dolayı penis büyümesinde -ereksiyon değil normal büyüklük- sorunlar yaşanabilir.


bunların yannda sünnetin, deri iltahabı, deri darlığı, frengi, belsoğukluğu ve kanser gibi hastalıklarının önlenmesinde etkili olduğu da gerçketir. fakat bu ihtimaller için sünnet olan bir insanın diş eti hastalıklarından korunmak için dişlerini de çektirmesi gerekir. tıbbın yeterli olmadığı yıllarda bu risklere karşı sünnet bir nebze anlaşılabilir sonuçta yeteri kadar temizlenme imkaanı yok, hastalıkların tedavileri zor vs... ama kanser hariç yukarıdaki hastalıkların semptomları kendini telafi edilebilir süreçlerde belli ediyor. kanser için de 6 ayda bir check-up yaptırıverin bi' zahmet. yani sünnet bir anlamda ihtimaller denizinde kulaç atmaktır.

bir de sünnettin erken boşalmayı önlediğine dair aptalca bir savunuş var. doğru, sünnet erken boşalmayı önleyebilir ama nedeni penis başının hassasiyetini yitirmesidir. bunu savunmak, dildeki duyu hücrelerini aldırıp 'abi ben kebaba bir kilo acı boşaltıp öyle yiyiyorum' demekten zerre farksızdır. ayrıca türkleri ele alırsak millet olarak ortalama boşalma süremiz 5-10 saniye. lan bırak sünnet etme adamı 10 saniyede boşalacağına 5 saniyede boşalır ama fiziksel olarak daha çok haz alır. hatuna yazık olmuş zaten bi' kere.


sünnet artık bir gelenekten öte bir toplumda varoluş zorunluluğu haline gelmiştir. amerika'da asosyal, içine kapanık çocuklar nasıl alay konusu oluyor, eziliyorsa türkiye'de de bu, sünnet olmayan çocuk için geçerli bir hal almıştır. sünnet olayına toplum genelinden farklı yaklaşan ebeveynler ise çocuklarıyla bu konuda iletişim konusunda haklı olarak zorluk yaşamaktadır. öyle ki zihinsel engelli bir çocuk bile bu saçmalıktan nasibini almıştır.


son olarak, dövme, küpe gibi vücudun şekli değiştirilerek yapılan işlemlere 'allah o vücudu sana öyle emanet etti. onu, sana verdiği gibi ona geri vermelisin' diyen kişilere sormak istiyorum allah aynı allah, vücut aynı vücut, e ne diye adamın çükünü kesiyorsun ki? diyelim ki dövmem, küpem yok. ama onun verdiği vücudun bi kısmını çüklü pilav yapıp yedim. nası olacak? ha, dersin ki; küçükken penisin boyu kestirilemiyor bunun zencisi var, arabı var, orda default olarak fazlalık payı bırakmışlar biz sonradan fazlalığı alıyoruz. o zaman sana söyleyecek hakkaten sözüm yok. eyvallah derim ayaklarımı götüme vura vura kaçarım.

22 Ağustos 2009 Cumartesi

koltukaltı kılları rastalı kıvama gelmiş kız




--bölüm 1--
rüyamın en güzel yerinden nokia'nın çakma doğa sesleriyle bezenmiş alarmıyla uyandım, doğruldum, 90 derecede ve kısa programda yıkadığım uzun beyaz fanilamı çıkardıktan sonra öğrenci evinin olmazsa olmazlarından olan dumble'larımı elime alıp bir süre laktik asit fermantasyonu yaptırdım, o görkemli olacakları günlerin geleceğine inandığım kol kaslarıma. apartmandan çıkıp kırmızı 68 mustang'ima atladım ray-ban'lerim elbette gözümdeydi. teybe bir jimi hendrix kaseti taktım.
--bölüm 2--
okula vardığımda olanları yadırgamadım; tipik karmaşa, hafif körfez kokusu ve anlayışsız insanlar vardı her yerde. arabayı parkettim, üzerimdeki tüm gözlerle kafeteryaya, bizim çocukların yanına doğru yürüdüm, oturdum. gözler hala üzerimdeydi. kızların bel gölgesinde bulunan çukurları görmemle birlikte yazın kesin geldiğine kanaat getirdiğim güneşli bir öğle vaktinin tam ortasındaydım. bir şeyler seziyordum, doğru gitmeyen bir şeyler vardı. o sırada cat walk adımlarla oturdu yanımdaki masaya gözlüklerimin üzerinden süzdüm kendisini. o da bunu farketti ve hoşuna gitti. ben de bunu farkettiğini farkettim, o da bunu farkettiğini farkettiğimi farketti, ben de bunu farkettiğini farkettiğimi farkettiğini farkettim, o da bunu farkettiğini farkettiğimi farke... bir süre bakıştık. öyle anlamlı bakıyordu ki, kafeteryadaki her masanın üzerinde kendisini defalarca hoplatmamı istediğinden o kadar emindim artık... derken hiç olmayan oldu. yıllardır ülkemize soğuk hava dalgası yollayan balkanlar, bu defa bir sıcak hava dalgası estirdi, giydiği kolsuz beyaz t-shirt'ünün üzerinden her kıvrımı belli oluyordu. uzun, platin rengi, kıvırcık saçları tenine deyip rahatsız olmuş olacak ki kollarını kaldırıp saçlarını düzeltmek istedi. kollarını kaldırmasıyla koltukaltlarında her iki tarafta birer tane olmak üzere beslediği bob marleyler'i gördüm. şarkısını söyleyip eğleniyorlardı. biliyordum o şarkının anlamı o değildi. erkek için bir mesaj yoktu o şarkıda, kadına diyordu ağlama diye ama .
--bölüm 3--
o an mustang'in anahtarları düştü elimden, fırsatçı arkadaşlardan birisi 'abi bi tur atıp geliyom' diye uzadı hemen. yıllarıdır, yüzümü yıkamak için bile çıkarmadığım ray-banlerimi çıkartmışım gözümden, hatırlamıyorum. adeta bir yıkım olmuştu benim için. yatayda 3 mil, dikeyde 100 feet'ten görülebilecek bir şeyi nasıl olmuştu da görememiştim? hayat devam ediyordu, toparlandım, 'demek ki gözüme bi' görünecek varmış' diyip elektronik sınavına girdim, büte kaldım...

21 Ağustos 2009 Cuma

üniversiteden mezun olmada top sakal eşiği

isviçreli bilim adamları ve benim yaptığım gözlemler sonucu nasa'nın belirlediği eşiktir. sadece amerika da değil, tüm avrupa, orta asya'nın bir bölümünde de geçerli olacak eşiktir. neden orta asya'nın bir bölümü diye takılan arkadaşlar için söylüyorum, o belli bölümden sonrasında yaşayan adamın normalde suratında tüy çıkmıyor, suratını geçtim adamların saçları peluş gibi lan, gel gelelim top sakal çıksın.

top sakal eşiğine göre:

nizami top sakal; bıyık ve çenedeki sakallarla, dudakların her iki yanından inen ve dudaklara doksan derece olacak şekilde, bıyık ve çendeki sakalları birleştiren 2 milimetre genişliğindeki sakallarla birleştirilerek oluşturulacak sakaldır. sırıtıldığında top sakalın dikdörtgen veya kare şeklinde olması ayrıca onur belgesi sebebidir.

top sakalı tam olarak çıkmayan öğrenciler ise katiyetle mezun edilmeyecektir. bu öğrencilerin okulları; bıyık ve çene altı sakalları hiç birleşmiyorlarsa 1 yıl, 'kanka benim bi' taraf birleşiyo ama diğer tarafta yok bişey' gibiyse 1 dönem uzayacaktır. eğer öğrencinin suratı pasparlaksa her dersin ortalaması en az b olmak zorundadır. bunun yanında bitirme tezini almak için ikinci sınıftan dersi olmamak ve cüzdanda prezervatif taşımak -çileklisi ekstra 15 puan- zorunludur.

sakallarını komple kestikten yarım saat sonra sakalları eski kıvamına gelmiş öğrenciler bu uygulamanın dışında olup, bu kişilerden kep ve cüppe parası da istenmeyecektir.

not: şaka maka bu sene hep top sakallılar bitirdi lan okulu. vay anasını...

15 Haziran 2009 Pazartesi

Nur'a Mektup

sevgili nur arkadaşım bana kalbin kadar temiz bu sayfayı ayırdığın için teşekkür ederim. ulan yıllardır beceremiyorum şu hatıra defteri işini (: öyle ya da böyle veyahutta şöyle bir 4 yılı devirdik. kimi arkadaşlarımızın saçları döküldü kimi arkadaşlarımıza -ki bunların içinde bende varım- senin gibi zeki çevik ve ahlaklı arkadaşlar tur bindirerek mezun oldu ama umuyorum ki bu mezunuiyetler bize istihdam ve staj hacmi olarak geri dönecektir. yurdun hatta dünyanın 4 bir yanına dağılın ki bizde mezun olduğumzda florida olsun, londra olsun böyle yerlerde direk iş bulabilelim çoluk çocuk aç kalmasın. tabi kiminizde öğretim üyesi falan olun ki dersleride halledelim o iş bölümünü size bırakıyorum artık çan eğrisi falan mı yaparsınız yoksa her ayın dokuzunda on dokuzunda ve yirmidokuzunda çekiliş yaparak mı halledersiniz orasını, dediğim gibi size bırakıyorum. karşıdan karşıya geçerken önce sola, sonra sağa, sonra bağa ve sonra tekrar sola bakmayı unutma çünki bakarsan bağ olur, bakmazsan araba çarpabilir. ha sen dersen ki ben arabayla gidip gelicem işe o zaman boynum şanzımandan ince. bide binary bi geyik vardı ama tam aklımda yok aklıma gelince onu da anlatırım. bu arada lost un 5. sezonu çok efsaneydi bence askere gidene kadar onları izleyip stres atabilirsin hatta askerdede 'noliki la lostta' diye düşünüp şafakları üçer beşer atlayabilrsin hem ritmik sayma konusunda da bir tekrar olur. bende seneye öss ye girip mat-1 yapıp çıkıcam sonra öğrenci işlerine mat-1 den muaf olmak istiyorum diye dilekçe veriyim diye düşünüyorum. ösym'ye mail attım mat-3 ve mat-4 bölümlerini de eklemeliler bence öss'ye... ilk defa birisi böyle bir mektup alıyordur heralde ama bil ki herşey çok spontane gelişti tipik olarak huyum bu benim, spontane gelişen bi huyum var ama gelişyor yani... neyse garanti filo yönetimi sponsorluğunda bir mektubun daha sonuna geldim.. kendine çok iyi bak dengeli beslen. besin piramidinde sırayı bozma (:


Görev Adamı

5 Temmuz 2008 Cumartesi

modern love

hani şu aldığımız ayakkabıların güzel kutularından benim de var bir tane rengi siyah ama içindekiler asla rengi kadar karamsar olmadı öyle görünseler bile hepsi benim için ayrı bir mutluluk kaynağı...benim için bir nevi zaman makinesi, sıkıldığım zamanlarda nazikçe kaldırıyorum kapağını içindeki her bir objeye baktığımda o ana geri dönüveriyorum sanki...aslında sadece ondan uzak olduğum zamanlarda açıyorum bu kutuyu çünki o yanımda olduğunda asla yalnız ve sıkılmış hissetmiyorum kendimi... hayatımın dönüm noktalarını yaşadığım ama aynı zamanda nefret ettiğim o yerde tanıştık ben gitar çalıyordum hesapta o da şarkı söleycekti bizimle, ska yapıp kendimizden geçecektik... konuşması, davranışları, olaylara yaklaşımı, hayat doluluğu.. gördüğüm, bildiğim herkesten çok farklıydı...çillerini çok sevmiştim ilk tanıştığımızda, enteresan bir çekim gücü vardı aramızda... zaten çok kısa bir süre sonra da flört etmeye başladık... ha birde topuklu ayakkabıları vardı başta çok yadırgadığım, sonra sonra anladım o ayakkabılar en çok ve sadece ona yakışıyor...ama ne yalan söyleyeyim epeycede üzüldü benim yüzümden... sonra bir gün farkettim ki onun alıp verdiği nefesi ben içime çekiyorum işte o zaman ben ona ne kadar aşık olduğumu anladım...fakat iş işten geçmek üzereydi... öyle saçma şeyler yaşıyorduk ki yukardaki bizi ayırmak için mantıklı bir sebep bulamamış da, bu da böyle oluversin demiş gibiydi gülmekten alamıyorduk kendimizi... işte ben en çok o zaman ağladım... tekrar yaşamak istemeyeceğim aynı zamanda da asla unutmak istemeyeceğim günlerdi... sarhoş halini de çok sevdim, karşımda dikilp öylece "ben geldim" deyişini...bir keresinde de "beni azad et" demişti ama nasıl yapılır bilmiyordum tam tersine koşa koşa ona gittim kapıyı açar açmaz sımsıkı sarıldım. hani insanın dünya yıkılsa umrunda olmayacağı anlar vardır ya işte bu da onlardan birisiydi...sonradan anlattı, kapıya kadar gelir beni dinleyip gidermiş usulca ta ki bir gün yakalanana kadar... sahne tanıdıkdı, ben koştum, o kapıyı açtı, sımsıkı sarıldım... aslında bu kadar basit değil tabi herşey ama bu tahammül edilebilir kısmı. eğer tuttuğunuz elin dünyadaki en mükemmel varlığın eli olduğunun farkındaysanız ve onunla birlikte bir başkasının düğününde eğlenebiliyorsanız işlerin iyi gitme ihtimali var demektir sanırım önemli olan da bu...
son olarak,
this modern love...breaks me...
this modern love...wastes me...

punk prenses'e...

3 Temmuz 2008 Perşembe

puantiyeli bardak

ne garip lan puantiyeli bardak
pergel, şarapnel kafamdaki kepek belkide
mavi göz kalemi kadar mide bulandırıcı
kusmuk sarısı hayallerim
"sokakta sayamam" kadar uyduruk
"fıstıkçı şahap" kadar yavşak
camı çizilmiş gözlükten görmek
parçalara ayrılmış birşeymişçesine
sosyal mesajlı genç t-shirtleri
yol kenarndaki fahişeler
güneş batarken deniz kıyısında olmak da var
vay be! dediğim anlar da oldu tabii
ama sıçarken duyduğun huzura ne demeli?
kırmızı yanaklar...
bilmek istemediğim geçmişin tokat izleri
histeri?
bolçi kadar lezzetli 31 çekmek kadar faydasız
puantiyeli bardak gerçekten çok gizemli
elbezi, televizyon
yinede su içmek için kullanılır puantiyeli bardak...